eatıng couple

a couple. eating. simple.

Capua Pizza

by yagmurbaspinar

970371_10151465548343161_895303189_n

Yine çok uzun zamandır bloga hiç yazamadım. Yediğim ve anlatmak istediğim çok şey birikti ama şuanda da onlar için yeterince zamanım yok. Yeni evimizin etrafındaki yeni evlere servis lokantaları deniyorum. Capua Pizza’yla da bu şekilde tanıştım.

Öncelikle kendi damak zevkime uygun risksiz bir pizza istedim. Jambonlu ve mantarlı. Hamuru gerçekten lezzetli ve güzeldi. Sonrasında beklemediğim bu başarı karşısında  birazcık araştırma yapıp en meşhur pizzasının La Mafia olduğunu öğrendim. La mafia etli, mantarlı ve soğanlı bir pizza. Ama esas değişik yönü yanında gelen bernaise sos. Tarhunun keskin tadına hiç alışkın değilim ama yeni tatlar denemeye bayılıyorum.  Herkese öneririm. Capua Pizza İncirli’de.

Reklamlar

yagmurbaspinar tarafından

20130203-211750.jpg

Nadiren de olsa pazar günleri izleyebilirsem Arda Türkmen’in yemek programını izlemeye çalışıyorum. Bu tarif de onun evyapımı makarna tarifinden. Ancak 3 kişiye yetebilecek kadar makarnayı annemle yaptıktan sonra bir anda 6 kişilik misafirlerin gelmesiyle makarnamızı bir börek formuna çevirdik. Herhangi bir makarnayla da yapılabilecek bu börek, kıtır kıtır makarna sevenler için birebir! Makarnanın tarifini aşağıdaki […]

Gül Baklavası

by yagmurbaspinar

Ben bayramları çok severim. Babaannemle büyüdüğümden olsa gerek bayram benim için kalabalıklar, pişen kalabalık yemekler demek. Kurban bayramı denince ise (şimdi artık öyle kutlanmasa bile ) mutfakta çalışan 8-10 kadın ve yemek yiyen 40-50 kişi gözümün önüne geliyor. Bir kişinin kaseye kavurma koyduğu, bir diğerinin üzerine pilav koyduğu, diğerinin o kaseyi tabağa çevirdiği, birinin çatal koyup, birinin ayran doldurduğu, birinin de tatlı servis ettiği bir kurban bayramı… Bence bayram yemekten bağımsız düşünülemez. Bayram öncesi hazırlığı da bayram kadar zevklidir.

Bu bayram babaannem de anneannem de tatlı yapamayacak kadar yaşlı oldukları için, ve özellikle babannem tatlının dışarıdan satın alınmasından biraz utandığı için 🙂 , onlara tatlı yapmaya karar verdim. Kendimi biraz zorlamak ve bayrama yakışır bir tatlı yapabilmek için hamurlu tatlıları araştırmaya başladım. Açıkçası baklava açabilecek kadar kendime güvenmiyordum o yüzden baklava benzeri ama daha kolay tatlılara baktım ve sonuç olarak gül baklavasına karar verdim.

 

Tarifi kanal d’de yayınlanan bir programdan aldım. İş nedeniyle o saatlerde programı izleyemediğim için internetten ara ara takip ediyorum. Tarifi vermeye gerek olmayabilirdi çünkü bu videoda tarifi adım adım izleyebilirsiniz ama yine de tarifi kaybetmekten korktuğumdan ve blogumu tarif defteri gibi de kullandığımdan burada da paylaşacağım.

http://www.kanald.com.tr/mutfagim/Video/Gul-Baklava-tarifi/13294

Malzemeler:

3 yumurta
1 çay bardağı zeytinyağı
1 çay bardağı süt
1 çay bardağı su
1 çay bardağı yoğurt
½ limonun suyu
1 fiske üzüm sirkesi
1 tatlı kaşığı tuz
Aldığı kadar un
Mısır nişastası

Tüm malzemeler karıştırılıp bir hamur hazırlıyoruz. Ancak hamurun tamamen ele yapışmamasını sağlayacak kadar un koymuyoruz çünkü daha yumuşak bir hamura ihtiyacımız var. O yüzden elimizi yağlayarak yoğuruyoruz. Sonrasında hamuru bezelere ayırıp bu bezeleri tamamen nişastaya buluyoruz ve hazırladığımız bezeleri buzdolabında bekletiyoruz. Bu kısım çok önemli çünkü hamur ısınırsa açmak imkansızlaşıyor. Ben bir gece beklettim çünkü hamuru açmadan önceki geceden hazırlamak istedim.
Tatlının içini de önceden hazırladım. Cevizi rondodan çekip tereyağıyla tavada kavuruyoruz. Böylece cevizler dağılmayıp yapışacak üstelik çok güzel kokacak.
Sonraki kısım hamuru mısır nişastası ve un karışımıyla  mümkün olduğunca ince açmak ve sonrasında şekil vermek. Şekil vermek için açılmış yuvarla hamuru 4 e bölüyoruz. Hamurun bir parçasını kurdele şekli alacak şekilde ortadan büzüyoruz. Diğer taraftan da büzüyoruz ve 4 yapraklı yonca şekli alıyor hamur. Ortasındaki büzümüş kısma cevizi koyup tek tek kanatları üzerine kapatıyoruz ve hafifçe elimizle toplayarak ters çevirip tepsiye diziyoruz.
Tüm hamurları bu şekilde bitirdikten sonra tepsinin üzerine kızdırılmış tereyağı ve margarin karışımı döküyoruz. Tepsinin altında görülecek kadar dökmemiz gerekiyor. Sonrasında 200 derece turbo fırında üzerleri kızarana kadar pişiriyoruz.

 

Ev yapımı hamburger

by yagmurbaspinar


Evde hamburger yapmakla ilgili pek çok şey okudum. Etin türü hakkındaki tartışmalar, pişirme süresi ve ısısı hakkındaki tartışmalar derken kendim deneyip görmek istedim. Öncelikle çoğu yerde yağsız etten çekilmiş kıyma kullanmanız gerektiği yazıyor. Buna hiç katılmıyorum ve deneyip de gördüm ki haklıymışım. Kesinlikle yağlı bir kıyma olmalı yoksa köfte kuruyor. İkinci olarak etin suyunu kaybetmemesi için yüksek ısıda pişirilmesi gerektiğine dair fikirler var, buna da katılmıyorum. Orta ısıda pişirildiğinde hem içi yeterince (istendiği kadar) pişiyor hem de suyunu kaybetmiyor. Resimde de görüldüğü gibi hiç de kuru olmayan bir hamburger köftesi elde edebildim.

Hamburger köftesinin içeriği hakkında da çeşitli görüşler var. Ben biraz amerikan usulünü denemek istediğimden kıymaya hiçbir şey koymadım. Evet. Hiçbir şey. Kıymayı yoğurmadım. Tuz, kimyon ve karabiber dahi koymadım. Kıymayı elimle düzgün yuvarlaklar haline şıkıştırdım fakat öncesinde yoğurmadım ve dağılmadılar. Pişirmeden önce tavadayken Berkan tuzladı çünkü daha öncesinde tuzlanmaması gerektiğine dair de bir şey okumuştum. Dediğim gibi çok araştırdım ancak aklıma yatan şekilde pişirdim.

Orta ısıda döküm tavada yaklaşık iki tarafı da 4er dakika pişirildi. 2 hamburger köftesini aynı anda attım, her biri yaklaşık 150şer gram ve 2 parmak kalınlığındaydı. Evet, bu detaylar önemli. Çok ince bir köfte kurur, aynı anda çok fazla köfte pişirilmesi tavanın ısısını düşürür ve aynı şekilde 150 gramın altındaki köfteler küçük olduğundan kuruyabilir.

Bir dahaki sefere daha büyük köfteler yapacağımı ve yine evde yaptığım hamburger ekmeğinin pek güzel olmadığını itiraf etmeliyim. Neyse ki hazır hamburger ekmeği de almıştım. Yanında patates kızartması ve mozarella sticks yaptık Berkan’la. Berkan bu aralar mozarella sticks’e takmış durumda. Donmuş olarak satılanlarının da çok benzer tadda olduğuna kanaat getirdi.

Ben hamburgerimi bacon’lı ve hardallı seviyorum. Şanslıydım, evde bacon vardı. Üzerine cheddar erittikten sonra bacon’ları da 30 saniye pişirip üzerine koydum. Tam Amerikan tarzı oldu diyebilirim 🙂

Tartar sos ve kalamar tava

by yagmurbaspinar

 

 

Berkan’ın en sevdiği yemeklerden biri olan kalamar, evde yapmayı hiç denemediğim bir şey. Taze kalamarı ayıklayabileceğime inanmadığımdan, donmuşunu denedik. Iglo markasını ilk çıktığında denedim ve chicken fingerını özellikle fırında yaparak severek yiyorum. Poşetinde pişirilen balık çeşidini de denedim ve beğendim, çok pratik. Gurme kalamar ismiyle piyasada bulunan ürününü de denemeye karar verdim. Benim korkum kokusu olmasıydı ancak kokusu falan yoktu. Yalnız, kalamarlar çok inceydi ve resimde de görülebileceği gibi 3 dakika kızartmama rağmen kurudular. (Paketin arkasında 5 dakika diyordu). Neyse geçelim Berkan’ın Tartar Sos tarifine:

3 yemek kaşığı süzme yoğurt (ve ya suyu iyice süzdürülmüş yoğurt)

1 yemek kaşığı mayonez

biraz ince kıyılmış dereotu

2 dilim ekmeğin içi (ufalanacak)

2 baş sarımsak

Bütün malzemeleri iyice çırpıyoruz ve tartar sos hazır:)

 

NOT: Berkan sonradan Pınar marka kalamarı da denedi ve lezzetini beğenmedi. Sırada Ayfrost marka var, onu da deneyip beğenmezsek taze kalamar ayıklama teknikleriyle ilgili bir post bizi bekliyo:)

Tatil ve yemek – Bodrum, İzmir, Çeşme.

by yagmurbaspinar

Uzun zamandır hiç blogpost yazamadım. Hem yemek yapamadım, hem yemek yiyemedim, hem de bir yandan sürekli kötü hissettim kendimi. Blog yazmak öyle bir sorumluluk. Sanki uzun süre yazmadığında yanlış bir şeyler yapıyormuş gibi hissediyo insan kendini. En son yayınladığım tariften sonra 10 günlük bir tatile çıktık sonrasında da işe başladım. Çalışma saatleri yüzünden evde yemek yapacak zaman çok nadir oluyor. Olunca da sürekli kremalı makarna yapıyorum açıkçası 🙂 Tatilde yediğimiz yemeklerle ilgili bir post yazmak kafamda vardı ancak şimdi üzerinden zaman geçince herşeyi hatırlayabileceğime emin değilim. Aklımda kalanlar ise şöyle: Çeşme Topçu Çöp Şiş: Çok meşhur. Çeşme’ye gidilince gidilmesi gereken yerlerden. Güzel bir çöp şiş, hizmet çok üst seviyede. Etrafınızda dönen garsonlardan siz yoruluyorsunuz. Alaçatı Saray Lokması: Alaçatı’nın girişinde soldaki Kumrucu Şevki‘nin önünde yapılıyor. Ben şahsen Kumrucu Şevki müdavimi değilim ama bu lokma gerçekten çok güzel. Saray lokması kalmayabiliyor, normal lokma yapıyorsa sorun, yemeyin. Çeşme İmren Lokantası: Zaten oldukça ünlü bir lokanta. Çeşitli ev yemekleri bulunuyor. Esnaf lokantası denebilir. Yemekleri güzel, kabak çiçeği dolması gibi İstanbul’da her yerde bulunamayan zeytinyağlı çeşitleri bulunuyor. Çeşme Tuval: Marina’da da şubesi var ancak yemekleri inanılmaz lezzetli olmasına rağmen servisten memnun kalmamıştık geçen sene. Ben size Alaçatı şubesini öneriyorum. Gerçekten çok kaliteli yemek, biraz pahalı ama değer. İzmir’de Tavacı Recep Usta: Böyle bir hizmet dünyanın hiçbir yerinde bulunamayacağına inanıyorum. Resmen mahcup olduk ikramları karşısında. Tavada karışık et yedik,tam adını hatırlamıyorum ancak inanılmaz lezzetliydi. Ayranları ve sunum şekilleri çok başarılıydı. İstanbul’da da şubeleri var Etiler’de ama İzmir’dekinin ortamı da çok güzeldi. Şiddetle tavsiye ediyorum. Yine İzmir’de pastane tarzında hizmet veren Baks: Anladığım kadarıyla İzmir ve çevresinde çok şubesi var. Şirin, güzel bir yer. Bodrum’da Sünger Pizza: Bir Bodrum klasiği olmasına rağmen daha önce hiç denememiştim. Ortalamanın üzerinde olmayan bir pizza, bol çeşit, uygun fiyat. Yer bulmak gerçekten zor ancak bu zorluğa değer mi tartışılır. Bodrum Luka: Bu sene yeni açılmış, konumu ve canlı müzik oluşu çok iyi. Üstelik canlı müzik başarılıydı da. İddialı bir menüsü var. Bodrum’da Meyhane Evgenia: Bodrum Merkez’de. Bu bahsettiğim restoranlardan yalnızca birine gidecekseniz mutlaka buna gidin. Hayatımda yediğim en iyi güveçte karides, ayrıca yediğim en iyi 5 yemekten biri. Yanındaki balıkçıdan balıklarınızı ve karideslerinizi satın alıp restorana veriyorsunuz. Onlar sadece pişiriyor. Bodrum ve İzmir’de bu konsept  “balık pişiricisi” diye geçiyor.Fotoğrafta yüzümdeki ifade ne kadar mayışmış olduğumu anlatıyor. Mükemmeldi tek kelimeyle.   Meyhane Evgenia’yı ben Tripadvisor’dan buldum. Bunun üzerine Tripadvisor’da gezinirken İzmir’in en iyi oy almış restoranlarının Selçuk’ta olduğunu gördüm ve sırf bu yüzden Selçuk’a gittik. Şimdi söyleyeceklerim önemli. Sakın ama sakın Mehmet and Ali Baba Kebab House’a gitmeyin. Selçuk’ta 1 numara görünüyor. Sanırım yöre çok turistik olduğundan Tripadvisor’a girmenin önemini anlayıp çeşitli hilelere başvurarak bu listeye girmişler. Kebap dedikleri şey kebabın kıyısından bile geçmezdi. Gerçekten çok ucuzdu ama 2 masası olan kenar mahalle köftecisini İzmir’in en iyi restoranları listesinde görüp de kanmayın. SAKIN! Selçuk’tan geçiyorsanız adam gibi çöpşiş yeyin. Biz ettik siz etmeyin. Kahvaltıya gelecek olursak… Çeşme’de hiçbir yerde istediğim gibi bir menemen yiyemedim. Bodrum’da da aynı şekilde. Çeşme’de Önce Kahvaltı ve Bizim Ev’de, Bodrum’daysa Oasis AVM içindeki Begonvil Restaurant’ta denedim. Hiçbiri ortalama bir menemen bile değildi. Tatil boyunca ettiğim en iyi kahvaltı Bodrum Merkez’deki Karadeniz Pastanesi‘nde yediğim boyozlardı. En iyi içki tabi ki Kafepi Beach Club‘da Aya Yorgi’deydi. Alaçatı Tektekçi‘nin shotlarını da beğendik. En azından bazılarını:) Bodrum Fink‘in mojitosu tek kelimeyle korkunçtu. Kahverengi romdan yapıyorlar ve hiç beğenmedim. Fink Beach’te de içtiğimiz karpuzlu frozen’lardan çok memnun kalmadık. Xuma‘nın yemekleri her zamanki gibi iyiydi. Bitez Dondurmacısı‘nın mandalinalı ve muzlu dondurmaları Berkan’da bağımlılık yaptı. Cookshop‘tan da Bodrum’da da vazgeçemeyip Manolya yemeye gittik. Bol bol bira içtik, çok bol yemek yedik. Böyle yazınca da fark ettim ki sürekli yemek yedik. Zaten tatil dönüşü 1,5 kilo almıştım ancak neyse ki verdim çoktan o kiloları:)

Develi Seyrani Pide – Kadırga

by yagmurbaspinar

Öğlen denecek saatlerde uyanan babam, bugün kahvaltı etmedi. Çünkü arkadaşı Murat Abi’yi çok sevdiği pideciye götürmek için söz vermiş. Ben de peşlerine takıldım ve Kadırga’daki kışın 1 buçuk masalı, yazın dışarı attığı masalarla 4 buçuk masalı Develi Seyrani Pide’ye gittik. Babam hepimizin kuşbaşılı yemesi konusunda ısrar etti. Ve sonuç olarak ince, çıtır çıtır hamuruyla kuşbaşılı pidelerimizi yedik. Böyle küçük lokantalarda yemek ne kadar güzel olursa olsun, asıl sevdiğim dükkan sahibiyle olan iletişim. Aniden yağmaya başlayan yağmur hakkında, pidede kullandığı malzemeler hakkında, hatta televizyonda gördüğü haberler hakkında bizimle konuşan dükkan sahibi, yemeği asıl güzel yapandı benim için.

Yağan yağmur yüzünden içerideki masaya geçtiğimizde, pideyi herkesin önünde yaptığı için kullandığı malzemeleri görebildim. Sucuk olarak Şahin Sucukları kullanılması beni çok etkiledi. Çünkü Adana’ya gidip Fikret Hanım’ın evinde sucuklu yumurta yediğimden beri prensip olarak başka sucuk yemiyorum. Pideci Abi de benimle aynı fikirdeydi. Hatta sucuk üreticisi başka bir firma sahibi de orada pide yemeye geldiğinde,  kendisine en iyi sucuğun Şahin Sucukları olduğunu söylemiş. Biraz reklam gibi oldu ama blogum henüz reklam alacak popülaritede değil, söylediklerimin samimiyetine inanabilirsiniz. Sonuç olarak, bir daha aynı pideciye gittiğimizde sucuklu kaşarlı pide yemeye karar vererek Develi Seyrani Pide’den ayrıldık. Kadırga parkının karşısındaki yokuşun sağında bulunan dükkanın telefon numarası 518 19 61. Son olarak fiyat bilgisi vereyim: 1 adet 1 porsiyon, 1 adet 1 buçuk porsiyon kuşbaşılı pide, bir kola, bir ayran ve bir suya 22 lira verdik.

Pink Lemonade

by yagmurbaspinar

Madem yaz geliyor, madem hafif tariflere ihtiyacımız var ( Selin’in de özel isteği üzerine) artık daha hafif tariflere yer vereceğim. Bütün diyet önerilerinde belirtildiği üzere gazlı içeceklerden kaçınmamız gerekiyor. Meyve suları da taze sıkılmış olsalar bile çok kalorili ve günlük meyve ihtiyacımızdan çok daha fazlasını içeriyor. Bu pembe limonata hem o kadar kalorili değil, hem de yazın ferahlatıcı bir içecek seçeneği. Yurtdışında düşük kalorili çok sayıda içecek alternatifi var ancak Türkiye’de diyete girenler diyet kolaya ve bulabilirlerse ice tea light’a kalıyor. Bu limonatayı şeker yerine tatlandırıcıyla da yapabilirsiniz.

Aslında şeker-limon-su oranı insana göre değişiyor ama ben çok tatlı limonata sevmeyen biri olarak yaptığım limonatanın tarifini vereceğim.

Malzemeler:

5 limon

1 çay fincanı toz şeker

1,5 litre su

taze nane

7-8 tane frambuaz

 

Öncelikle limonları iyice yıkadıktan sonra limonların kabuğunu rendeliyoruz. Sonra rendelenmiş limon kabuklarıyla şekeri iyice karıştırıyoruz. Limonları sıkıp suyla karıştırıp, şekerli limon kabuğu karışımıyla da karıştırıyoruz. İçine 10 tane taze nane yaprağıyla frambuazları da atıp bir kaşık yardımıyla frambuazları eziyoruz. Böylece frambuazların rengi limonataya geçiyor. Yarım saat nane kokusunun limonataya geçmesi için bekledikten sonra, limonatayı süzüyoruz ve limonatamız servise hazır 🙂

Lalinn ve bugünün menüsü

by yagmurbaspinar

Artık yeni butik otelimiz Lalinn’de çalışıyorum. Ne iş yapıyorum diye sorarsanız, güya hesapları tutup buradan ben sorumlu olacağım. Ancak henüz iki gündür açık olduğumuz için henüz pek iş yok. Ben de çalışanlara yemek yapıyorum. Hem çok miktarda yemek yapıyorum, hem her gün yapmış oluyorum, hem de sağolsun Gizem bana yardım ediyor.

Dün kremalı mantarlı tavuk yapmıştım. Tavuk çok miktarda alınmış, o yüzden bugün tavuklu bir yemek yapmam gerekiyordu. Ben de babannemin ennn sevdiğim çorbası tavuk çorbası yapmaya karar verdim öncelikle. Yanına da perde pilavı.

Öncelikle tavuk çorbasının tarifini yazayım çünkü önce onu yaptım. 6 parça tavuk bonfileyi derin bir tencerede kaynattım. Böylece tavuk suyu elde ettim. Bu tavuk suyuna, bir o kadar sıcak su ilave edip yaklaşık 4 lirelik bir tavuk suyu+su karışımı elde ettim. Bunu tencerede kaynattım. İçine iyice didiklenmiş bir tavuk bonfileyi de  koyuyoruz. Sonrasında 3 kaşık un ve bir yumurtayı iyice çırpıp, soğuk suyla incelttim. Sonrasında da kaynayan tavuk suyundan iki kaşık yumurta+un karışımına ekleyip tekrar karıştırdım. Buna çorbanın terbiyesi deniyor:) Sonrasında ayran kıvamına gelen terbiyeyi yavaş yavaş bir yandan tavuksuyunu karıştırarak tavuk suyu tenceresine ekliyoruz. Tekrar kaynamasını bekliyoruz. Kaynadıktan sonra 1 su bardağı sütü de ekleyip tekrar kaynatıyoruz.

En son olarak servis etmeden önce bir kaşık domates salçasıyla 2 kaşık tereyağını ve bir kaşık naneyi karıştırıp çorbanın üzerine döküyoruz.

Perde pilavı ise biraz daha uzun bir süreç..

Hamuru için:

2 yumurta

3 yemek kaşığı yoğurt

yarım çay bardağı ayçiçek yağı

1 çay kaşığı kabartma tozu

aldığı kadar un

tuz

Bütün malzemeleri karıştırıp yoğuruyoruz ve bir hamur elde ediyoruz.

Bir yandan klasik bir pirinç pilavı yapıyoruz. Ve tavuksuyu elde etmek için kullandığımız tavuk etlerini didikleyip pirinç pilavıyla karıştırıyoruz.

Hamurumuzun yarısını açıp borcama seriyoruz.

Sonra içine tavuklu pilavımızı koyup, hamurun kalan yarısını da üzerine kapatıyoruz.

Fırında 180 derecede 20 dakika yada üzeri kızarıncaya kadar pişiriyoruz.

Bizim borcam 8 kişi için ideal oldu.Yaklaşık 4 bardak pirinç ve 5 tavuk bonfile kullandım.

Frambuazlı ve çilekli pasta

by yagmurbaspinar

Ne zamandır yeni bir tarif yazamıyordum. Geçen gün canım tatlı istedi, buzdolabını açtım. Yaklaşık bir hafta önce aldığım yumuşamaya başlamış çilekler gözüme çarptı ve onlarla çok güzel bir tatlı yapılabileceğini düşündüm. Her zaman olduğu gibi buzlukta donmuş frambuazım da vardı ve yukarda gördüğünüz tatlı yaklaşık 45 dakika sonra yenmeye hazırdı.

Malzemeler:

Yaklaşık 20 tane orta boy çilek

1 yumurta

yarım çay fincanı şeker

1+1/4 fincan un

yarım çay bardağı ayçiçek yağı

kabartma tozu ve vanilya

100 gram çikolata veya iki kaşık nutella

bir kase frambuaz

dr. oetker pasta kreması

50 gram margarin

100 ml süt

 

Çok malzeme var ama aslında kısa süren bir tarif. Kekin pişmesini beklerken yapılanlar bana ekstra işmiş gibi gelmiyor çünkü zaten fırının başında izliyor oluyorum yapılacak bir şey yoksa da. Çilekleri rondodan geçirip çilek suyu elde ediyoruz. Yaklaşık olarak 1 buçuk fincan edecek bu çilek suyu. Bu çilek suyunun bir fincanını ayırıp geri kalanını keke katacağız.

Her zamanki kek tarifimle, yumurtayı çırpıp sonrasında şekeri, unu, vanilya ve kabartma tozunu, ayçiçek yağını ve çilek suyunu ekleyip çırpıyoruz. 180 derecede yaklaşık 20 dakika pişiriyoruz.

Kek pişerken dr. oetker vanilyanı pasta kremasını 100 ml süt ve 5o gram margarinle çırpıp kalan çilek püresini de ekleyip katılaşana kadar çırpıyoruz. Çikolatayı mikrodalgada veya benmari usulü eritiyoruz. Kek piştikten sonra soğumasını beklemeden çikolatayı veya nutellayı üstünü tamamen kaplıyacak şekilde ince bir tabaka halinde sürüyoruz. Üzerine frambuazları koyup kremayla kapatıyoruz. Buzdolabında bir saat soğuttuktan sonra yemeye hazırdır. Ben üzerini donmuş vişnelerle süsledim. Afiyet olsun.